9 Mart 2017 Perşembe

Mart Ayı Birinci Deneme Yazısı

GERÇEK, YALAN, MUCİZE ve DENEYİM

-1-
     Hayat dediğimiz aslında mucizeler bütünüdür. Yaptıklarımız, yapıyor olduklarımız ve yapacaklarımız belki de olmayabilirdi veya olmayacak, öyle değil mi? Belki de bu yaptıklarımız ve yapıyor olduklarımız bir mucize sonucu olmuştur; yapacaklarımız için de büyük mucizeler bizi bekliyor olabilir.

* * * * *

-2-
     Gerçekler, bizim yüzleşmeye korktuğumuz şeylerdir. Bu yüzden yalanlar arkasında saklanarak daha mutlu ve stresten uzak bir şekilde yaşarız. -Belki de böyle olduğunu düşünüyoruzdur.- Bu şekilde yaşadığımız için de yaptığımız hataların farkına varamayız. Farkına varsak ve bunları düzeltmek istesek bile çok geçtir. Çünkü bu durumda ihtiyacımız olan şey gerçeklerdir ama yalanlar arkasında kök saldığımızdan dolayı değil gerçeklere özür dileyip onların tarafına geçmek, yalanların çıkış kapısına bile ulaşamayız.
     İşte böyle olduğunda da mucizeler hemen yardımımıza koşarlar. Anlamadığımız bir şey yapar ve bizi yalanlardan kurtararak gerçeklerin tarafına geçmemizi sağlarlar.
    
* * * * *

-3-
     Mucizeleri anlayıp onların nasıl bizi kurtardığını anlamak ve anlatabilmek gerçekten çok zor bir iş. Aslında bunu anlamak, mucizelere ihtiyaç duymadan çok güzel bir yaşam sürmekle eşdeğerdir.
    
* * * * *
-4-
     Yalanlar da gerçekleri seçtiğimizde bize kızar, sinirlenir ve gücenir. Çünkü yalanların büyümesi için en büyük besin biz insanlarızdır. Onlar, her şeyi yanlış, ters ve bizim mutlu olacağımız bir şekilde harmanlayıp önümüze koyarlar. Biz de sanki bunların hepsi gerçekmiş gibi, bunlara kanıp bu şekilde yaşamayı tercih ederiz. Ama aslında karşı tarafta hatalarımızdan ders çıkarmamızı bekleyen ve yalanlardan dolayı mucizelere ihtiyaç duymadığımız bir hayat sunan gerçekler bizi bekliyordur.
     Peki bu durumlarda ne yapmamız lazım, biliyor muyuz? Gerçekler her zaman tercih edilebilir bir seçim mi? Yalanların da olumlu yanları var mı?

* * * * *

-4-
     Diyelim ki gerçekleri seçtik. Bu gerçekler de bizim hatalarımızla yüzleşmemizi sağladı ama bunu sağlarken de zaman zaman küçük düştük başkaları karşısında. Üzüldük, ağladık, hayata küsecek olduk belki de. Yanı başımızda bekleyen yalanlar da bize sırıtıyor aynı zamanda. Adeta ‘Biz sana dedik bizi seç diye’ diyorlar ve böylece ikilemde kalıyoruz. Gerçeklerin tarafı mı yoksa yalanların tarafı mı diye düşünüyoruz.
     Aslında  biliyoruz doğrusunu. Bu sefer de bize daha önceden edindiğimiz tecrübeler yardım ediyor. Böylece tecrübelerin, gerçeklerin tarafında olduğunu anlıyoruz. Bize gelip, daha önceden yaptığımız hataları hatırlatıyorlar, aynı zamanda başkaları karşısında küçük düştüğümüz anları da. Ama amaçlarının bizi güçlendirmek olduğunu anlıyoruz. Bir diğer amacının da hatalarımızı ancak onları yenerek telafi edeceğimizi.
     Yalanlar bu andan itibaren pes ediyorlar. Çünkü herkesin yardımına koşan tecrübeleri kullanabilen güçte olan insanları yenemeyeceklerini anlıyorlar. Biz de bu durumda kötü zamanlar geçirsek de bunların bizim güçlenmemiz ve hayatı daha iyi anlamamız için gerekli şeyler olduğunu idrak ediyoruz.
     Peki mucizelere ne olduğunu merak etmiyor muyuz?

* * * * *

-5-
     Mucizeler aklımıza geldi, bir anda. Hani bizi kurtaran, bizim ilk zor zamanımızda yanımızda olanlar… Onlara da teşekkür etmemiz gerekiyor. Nedeni de bizim gerçeklerin tarafına geçmemizi sağlamaları, hata yapsak da, yanlışlardan ders almasak da.

* * * * *
-6-
     Artık anlıyoruz ki, yalanlar bir hiç. Bizimle oyun oynayan, gerçek dışı hayatlar sunan birer pislik. Ama şükrediyoruz gerçeklerin en önemlisi olduğuna. Bize hayatı öğretiyor gerçekler çünkü. Her ne kadar üzülsek de amaçlarını bir kez daha anlıyoruz.
     Hatalar yapılır, yanlış taraf seçilir ama bunlar telafi edilemez şeyler değildir. Bunu anlarsanız eğer, hiçbir kimse karşısında eğilmez ve çok güçlü olursunuz.

* * * * *
-7-
     Anlayamadığımız ve en önemli şeylerden biri şu: Her zaman hata yapabiliriz, önemli olan hatalardan ders çıkarmaktır.

Mart 2017
Ankara

18 Şubat 2017 Cumartesi

Şubat Ayı Üçüncü Deneme Yazısı

DUYGULARIMIZA SAHİP OLMAK

     Çok mutlu oluyorum bir anda. Aklıma harika bir şey geliyor veya çok güzel bir şey oluyor, ardından sevincimden yerimde duramıyorum. Ama kısa bir süre içinde, tekrar bir şey oluyor ve moralim hemen düşüyor. Siz de bunun gibi şeyler yaşadınız mı hiç?

     Hayatımın geneli böyle işte. Kendimi herhangi bir şekilde motive edebiliyorum. Ne olursa olsun. Üzgünken mutlu, mutluyken daha mutlu duruma getirebiliyorum kendimi. Tam tersi şekilde, ne mutlu ne mutsuz olduğum bir zamanda bir anda kendimi öyle bir üzüyorum ki, şaşırıp kalırsınız. Ama yanlış anlamayın, psikolojik sorunlarım falan yok yani. Sadece anlatmak istedim. Ve sadece yazmak.

     Belki bu okuduklarınıza inanmıyorsunuz ya da size saçma geliyor. Olabilir, çok normal. Ha, belki de bunları siz de yaşıyorsunuz veya bunun gibi yetenekleriniz var -kendinizi bir anda üzebilmek gibi-. Bu da olabilir ve hatta bayağı normal. Fakat bunları okumanıza rağmen -eğer bunları yaşıyorsanız da yaşamanıza rağmen- neden olduğunu hiç sorguladınız mı?

     Neden bir anda mutlu oluyoruz ve ardından bir şey olup bu mutluluğu yok ediyor? Neden kendimizi mutluyken üzebiliyoruz veya bunu yapmak istiyoruz? Acaba bunlar dediğim gibi normal mi ve bu psikolojik bir sorun mu?

     Hepsinin ortak cevabı: Duygu değişimleri. Hatta ani ve büyük duygu değişimleri. İstenmeyen anda gelen mutluluk, bir anda akla gelen üzücü bir anın sebep olduğu hüzün, ardından gelen büyük hayaller ve motive olmak… Baksanıza, ilk başta mutluyduk, ardından üzüldük, en sonunda da hayal kurup kendimizi iyileştirdik. Peki bunları yaşamamıza ve bilmemize rağmen neden sorgulamadık? Daha doğrusu neden sorgulayamadık, hiç düşündünüz mü?

     Aslında, çok kolay olmayan ama kolay olmasa da uğraşıp bulunabilecek her şey gibi bir cevabı var bu sorunun: Sadece odaklanmak ve bir an için kendimizi duygularımızın ani gidişatına kaptırmamak. Bizim yapmamız gereken, bir kez olsa bile onların bizi değiştirmesine izin vermeyip bizim onları değiştirmemizi sağlamak.

     Çözümü bulmak benden, uygulamaya geçirmek sizden. Ne de olsa ben bir psikolog değilim, öyle değil mi?

     Hiçbir şey gibi, kendi duygularımızı kontrol altına almak, onları kendimiz işleyip gereken yerde kullanmak kolay bir iş değil. Bunu hepimiz farkındayızdır. Ama on altı yaşıma kadar edindiğim tecrübelerimi kullanarak söyleyebilirim ki; duygularımızı sadece istersek, uğraşırsak ve inanırsak kontrol altına alabiliriz. Onlar gelmez; bırakın gelmesinler zaten, biz gidelim, duygularımızı biz kullanalım ve mutlu bir şekilde yaşayalım, aniden üzülmeyelim, bir anda yerle bir olmayalım.


     Ancak yazdıklarımı uygularsak, hayatta istediğimiz gibi yaşayabiliriz, duyguları biz seçebiliriz ve istediğimiz gibi kullanabiliriz. Ne mutlu bize, ne mutlu duygularına hakim olana! Ama bilin ki bu duyguları kontrol altına alma işi hemen olmaz, hiçbir şey hemen olmaz aslında. Uğraşarak, çabalayarak yapmak lazım. Bu da dediğim gibi birkaç saniyeye odaklanarak olur. Saniyeler, işte hayatımızda bu kadar önemli. Çünkü saniyeler, bazen tamamen hayatımızı değiştirebilecek güce sahip.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Şubat Ayı İkinci Deneme Yazısı

YETİŞKİNLİĞE GEÇİŞ

         Bütün insanlar büyür, bazıları ise her zaman büyümeye çalışır ve zaman kaybı yaşadığını farkında bile değildir. Her ne olursa olsun tüm insanlar hayatı öğrenmeye çalışırlar; büyüyerek de, büyümeye çalışarak da. Eğer hayatı öğrenmek istiyorlarsa altı-yedi yıl bir dönemden geçmek zorundadırlar. Adının “ergenlik” olduğu bir dönemden.
    
     Herkesin geçirdiği bir dönem bu. Büyümeye çalıştığımız, hayatın zorluklarıyla yüzleştiğimiz ve hayatı anlamaya çalıştığımız bir dönem. Ne yapıp edip yetişkin olmak istiyoruz. Bir an önce büyümek, üniversitede okumak, iş hayatına adım atmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak… Ne kadar çok şey var değil mi? Bir anda on sekiz yaşından otuz yaşına geldik. Ama her şey pat diye olmuyor. Eğer bunları yapmak ve tecrübelerimizi kullanarak tam hayalimizdeki gibi bir hayata sahip olmak istiyorsak, sabırla bu altı-yedi yılın geçmesini beklemeliyiz. Ama böyle bön bön oturarak da değil yani; hayatı öğrenerek, deneyim sahibi olarak ve hayatın yüzlerce olumsuz yönüyle yüzleşerek. Bütün bu deneyimleri kazanmak okumakla olur her şeyden önce.
    
     Ben şu an on altı yaşındayım, seneye on yedi olacağım, sonra on sekiz, on dokuz, yirmi… derken yaşlanmış olacağım. Bir gün her şey bitecek. Ama her şey bitmeden hayatı tam tadında, mutlu mutlu, eğlene eğlene yaşamak istiyorsam, ergenlik yıllarımda edinebileceğim, sahip olabileceğim ne kadar çok tecrübe varsa –olumlu ya da olumsuz- sahip olmalıyım. Ama bu demek olmuyor ki, git kavga et, birini döv ya da dayak ye, sonra üzül; ondan sonra depresyona gir, bir süre sonra kendine gel; al sana tecrübe değil. Karşıma hayatla ilgili ne çıktıysa, bunu kendi lehime dönüştürmeliyim.
    
     Yani olan her ne olduysa, bunu kendimin yararlanacağı biçimde işlemeli ve tecrübelerimin arasına yerleştirmeliyim. Eğer böyle yaparsak ergenlik yıllarımızı az sorunla geçirip, hayalimizdeki hayat için çalışabiliriz. Çalışmakla kalmayız belki, bu görkemli hayata ulaşabiliriz.

     Ben de hayatımda kötü ve hüzünlü günler, haftalar hatta aylar geçirdim, gerek ergenliğimin başlangıcında, gerek ergenliğim devam ederken. Ama büyüdükçe, yani yetişkinliğe geçişte attığım her bir adımda anlıyorum ki bunlar birer çocuk oyuncağıymış. Yine de ben, böyle olsa da; bunlar zaten hiçbir şey, her şeyi kolayca atlatabilirim, kolayca büyüyebilirim; demiyorum ve hayat dediğimiz şey bu tür basit şeylerden mi ibaret, diye sormuyorum. Çünkü anlıyorum ki büyüdükçe geride bıraktığımız yıllar, edindiğimiz tecrübelerden sonra bize çocuk oyuncağıymış gibi geliyor. Çünkü anlıyorum ki, biz tecrübelerle büyüyüp, hayatı tanıyoruz ve öğrenmeye çalışıyoruz. Çünkü anlıyorum ki, bunlar büyümek için yapmamız gereken şeyler.

     İşte, yetişkinliğe geçiş dediğimiz şeyler, bunlar. Bunlar bizim istediğimiz hayata ulaşma yönünde edinmememiz gereken tecrübeler. Ve bu tecrübelerin %99’u “ergenlik” denilen yetişkinliğe geçiş döneminde ediniliyor.


     İstesek de istemesek de büyüyeceğiz. Rakamsal olarak da, ruhsal olarak da. Her şekilde. Aklınıza nasıl gelirse gelsin, herkes büyüyecek, yetişkin olacak. Ama önemli olan yetişkin olarak görünmek değil, yetişkin olabilmek.

3 Şubat 2017 Cuma

Şubat Ayı Birinci Deneme Yazısı

SAHİL GÖZÜNDEN

     Sabahın altısında güneş tekrar yüzünü göstermeye ve etrafı aydınlatmaya başlıyordu. Her zaman bu anı heyecan ve sabırsızlık içerisinde bekliyorduk. Güneş açtıktan ve batmasına kadar olan bütün bu sürede insanların yüzmesini izlemek, oyunlarına ortak olmak ve onların bu güzel anlarına şahitlik etmek bizi eğlendiriyordu. Onları ve onların yaptığı bütün şeyleri her zaman görebiliyorduk. Ama yaptıkları davranışlar bizi bazen mutlu ediyor, bazen de ya kızdırıyor ya da üzüyordu.
    
     İnsanların bizi mutlu eden anlarına örnek olarak, denizden çıktıktan sonra, üzerimize basarak şezlonglarına gitmeleri, bizi bir an bile olsa, serinletiyordu. Bir maraton koşucusunun, maratonu tamamladıktan sonra suyu kendi kafasına döküp serinlemesi gibi.
                                                                                                                                                      
     Bazen de, öğleden sonralarında vakitlerde, saat beş civarı, güneş yavaş yavaş kaybolmaya başlarken çocuklar, arkadaşlarıyla ya da aileleriyle top oynuyorlardı. Hem eğlenip hem top kaçtığında denize atlıyorlar ve tekrar yüzüyorlardı. Çifte eğlenceye de bir bakın! Onlar oynarken gülüşmeleri bizi her defasında daha da mutlu ediyordu.
    
     İşte bunlar; insanların gülüşmelerine ve bizi de güldürmelerine bir-iki örnekti. Ama maalesef kötü şeyler de olmuyor değil. Hayat bu; mutlu anların yanında bizi mutsuz eden anlar da var; istesek de, istemesek de.
    
     Mesela insanların sigaralarını içtikten sonra izmaritlerini üzerimize atmaları çok büyük bir saygısızlık. Biz de doğanın bir parçasıyız; bunu yapan cahil insanlar ve her şey gibi. Buna benzer şekilde, insanların mısırlarını yedikten sonra, koçanlarını atmaları ve bu eziyeti bizim çekmemiz örnek olabilir. Hele ki en kötü şey de en berbatı: Geceleyin içilen içki şişelerinin çöpe atılması yerine kum üzerinde bırakılması. Bu iğrenç alkol kokusunu çöpler temizlenene kadar çekiyoruz.
    
     Tüm bu saygısızlıklara ve cahilliklere tanık oluyoruz ve bunları bizzat yaşıyoruz. Ama insanlar bilmiyor ki; doğayı oluşturan bir parça hem kendileri hem de biziz. Eğer birbirimizi korumazsak, temiz tutmazsak ve birbirimizin değerini bilmezsek bir gün bir hiç olacağız.

     Ömrümüzün neredeyse bütün günleri böyle geçiyor. Bir sembol olarak, denizle bütünleşip “sahil”i oluşturuyoruz. İyi, kötü; mutlu, hüzünlü; güzel, çirkin ne varsa yaşıyoruz. Neler olup bitiyor, görüyoruz. Sanmayın ki algılama kabiliyetimiz yok. Bütün anılarınız bizde saklı.

     Yine de ne olursa olsun siz iyi şeyler yapmaya çalışın, temiz ve düşünceli birer insan olun.  Bize çöplerini, izmaritlerini, şişelerini atan tüm saygısız ve dikkatsiz insanları uyarın. Çünkü sizin denizde veya kumda gördüğünüz tüm bu pislikleri, o insanlar yapıyor. Gülüşen, mutluluk saçan ve iyilik yapanların dışındaki insanlar yani.


     Son olarak da, bizi böyle yakından tanıdığınızı ve neler yaşadığımızı bilmiyorsunuzdur büyük ihtimalle. İçinizde doğayı koruyan ve çok sevenler vardır ama ne yapayım anlatmazsak olmaz ki. Biz olmazsak şezlong olmayan yerlerde nasıl havlunuzu sereceksiniz, nasıl top oynayıp eğleneceksiniz? Her şeyin değeri olduğu gibi bizim de bir değerimiz var. Asla bir kum taneciği veya bir çakıl taşı diye savurup atmayın bizi. Çünkü yalnızca kendimiz için yaşamamız olanaksızdır.

27 Ocak 2017 Cuma

Ocak Ayı Birinci Deneme Yazısı

İLKLER

   Her şeyin bir ilki vardır, öyle değil mi? İlk sevgili, ilk öpücük, ilk birincilik, ilk hastalık, ilk göz ağrısı… Çok fazla örnek vardır ilklere. Hem bu kadar fazla hem de bir o kadar değerlidir her biri. Kötü ilkler de değerli, iyi ilkler de değerlidir. Çünkü her ilk, bir deney ve yeni bir başlangıçtır. Ama her başlangıç devam etmek zorunda değildir. Devamı olmayan ilkler de, hem ilk hem de sondur. Bir kere oluverir ve bir daha olmaz. O ilki sadece bir kere yaşarız ve biter. Belki de bitmekle kalmaz, unuturuz bir gün.

   Hadi çocukluğumuza dönelim. Annemiz veya babamız bize bir keresinde yanlış yaptığımız bir şey için; “Bu ilk ve son olacak! Bir daha olmasın.” demiştir. Ama ne yaptığımız için demişlerdir bunu? Hatırlamak zor olmayacaktır bence. Çünkü çocukken yanlış şeyler yapmak çok doğaldır. Anlamını bilmediğimizden öylesine söyleyiverdiğimiz kötü bir sözcük, yapılan yanlış bir hareket, saçma davranışlar… İşte bunlar, bizim birinci ilklerimizdir. Ama çocukluktaki ilklerimiz genellikle kötü olsa da bizler için yine de değerlidir. Ayrıca bunlar kötü ilkler olduğundan devam etmezler ve son bulurlar.
                                                  
   Biraz önce kötü ilkler de değerli, iyi ilkler de değerlidir dedim. Şimdi diyeceksiniz ki, iyi ilkler değerli çünkü güzel şeyler ama kötü ilkler nasıl değerli oluyor? Bunun en doğru açıklaması, kötü ilklerin birer tecrübe olmasıdır. Kötü ilklere de sebep olan şey, yaptığımız yanlışlardır. Bizler, yaptığımız yanlışlar dolayısıyla tecrübelere sahip oluruz. Sahip olduğumuz tecrübeler dolayısıyla da kötü ilkler de kendisini değerli kılar, bir daha yapılmamak üzere. Bu yüzden kötü ilkler, ilk olmanın yanında bir sondur da.

   Düşünün biraz, sizin de başlangıcıyla birlikte son bulan kötü bir ilkiniz oldu mu? Bundan ne kadar tecrübe edindiniz? Bunu nasıl sonlandırdınız?

   Gel gelelim, her ilkin bir başlangıç olmasına. Bir şey ilk kez oldu mu, başlamış demektir. Evet, bu başlayan şey durdurulup son da bulabilir, eğer kötü bir ilk ise. Ama iyi bir ilk ise, kendisinin devamı gelir. Aya ilk kez ayak basmak mesela. Bunu ilk kez gerçekleştiren Neil Armstrong’tur. Ardından bu ilki devam ettiren de Edwin Aldrin’dir. Bu kadar iyi ve insanlık için önemli bir ilk, devam ettiriliyor. Her iyi ilk böyledir. İlk tasarım, alınan ilk iyi not ve diğer sonu gelmek bilmeyen ilkler gibi.

   Hayatımızı oluşturur aslında ilkler. Onlar sayesinde bazı şeylere başlarız, onlar sayesinde tecrübe ediniriz. İlk aşk, artık büyümeye başladığımızın göstergesidir, ilk göz ağrısı, bizim unutulmazımızdır. Belki de bunlar sizlerde farklı anlamlar uyandırıyor olabilir. İşte bu yüzden de “ilk” dediğimiz kavram görecelidir ve tekrar tekrar dediğim gibi bir o kadar da değerlidir. Bizi biz yapar ilkler. Yaşamı anlamamızı, daha iyi yerlere gelmemizi sağlar; bizi bazen eğlendirir, bazen üzer, bazen de eğlendirirken düşündürür.


   Aklımıza her ne gelirse hepsinin bir gerçekleşme süreci vardır. Bu gerçekleşme anı yeni bir başlangıç, yani bir ilktir. Aslında bu gerçekleşen yeni şeyleri de engelleyemeyiz. Engellemeye çalışırsak belki bize yarar sağlayacak olan bir ilki elimizden kaçırmış oluruz. Ama belki de şansımıza kötü bir şey de olabilir. Kötü olsa bile bunu yaşamadan tecrübe edinemeyiz. Bu yüzden ilklerden kaçmak ya da onları engellemek yerine yaşayıp deneyim sahibi olmalıyız. Çünkü ilkler olmadan yaşayamaz ve hayatı öğrenemeyiz. İşte ilklerin hayatımızdaki yeri bu kadar önemlidir.